Özgür PALAVAN / Çukurova
Modernleşen, modernleştikçe bireylerin içine kapandığı, yalnızlaştığı bir toplumda, bireyin isterse neler yapabileceğini göstermek amacıyla en güzel örneklerden biri olan Elmas Sargın’ı ve yaşadıklarını kamuoyu ile buluşturuyoruz. İstanbul’da doğup büyüyen Elmas Sargın, Osmaniye İlkokulu’nu bitirip, Bakırköy Ortaokulu’ndan mezun olduktan sonra dayısının isteği üzerine öğretmenliği seçer. Eğitim Enstitüsü’ne giden, beden eğitimi öğretmeni olmaya karar veren Sargın, hem okur hem de ilkokulda öğretmenlik yapar. Aslında film artisti olmak isteyen Sargın, aile büyüklerinin önce “sağlam bir iş” önerilerini yerine getirir. Göksel Ersoy ve Belgin Doruk’un komşuları olması nedeniyle içindeki “film artistliği” ateşi giderek artan Sargın, “Göksel Ersoy ve Belgin Doruk, aileme benim artist olmam için teklifte bulundular ama babam kabul etmedi. Ben tam bu dönemde mankenliği seçtim. Okulu bırakmadım. Nişantaşı’nın çok güzel bir okulu olan LCC Mankenlik Ajansı’na gittim. Orada yarışmalara katıldım. Halit Kıvanç dedi ki bana: ‘Sen öğretmen kal, çünkü kolunda altın bir bilezik var. Altın çamura da girse değerini kaybetmez.’ Bu nedenle öğretmenliği hiç bırakmadım. Mankenliği de 10 yıl yaptım. Bu arada yüzme hakemliği, hentbol hakemliği, voleybol hakemliği ve dans hocalığı da yaptım. Tüm bunları, eğitimlerini ve sertifikalarını alarak yaptım” dedi.

“Mankenliği gizli gizli yapıyordum”
Katıldığı güzellik yarışmasında “Sempati Güzeli” seçilmesiyle birlikte isminin önüne yeni bir sıfat daha yerleştiren Sargın, yarışmanın ardından reklamlarda rol almaya başladığını söyledi. Mayo reklamlarından beyaz eşya reklamlarına kadar birçok projede yer alan Sargın, sözlerini şöyle sürdürdü: “Maalesef bunları gizli gizli yapıyordum. Ailemin haberi vardı ama Milli Eğitim’in haberi yoktu. Milli Eğitim bir öğretmenin aynı zamanda böyle bir iş yapmasına izin vermiyordu. Bu iki işi bir arada yapmanın bazı sıkıntıları da olmadı değil. Bir gün ‘Masa Tenisi Turnuvası’na katılmak için Niğde’ye gitmiştik. Tesadüfen bayramdı ve gezerken tezgahlarda bir sürü kartpostal vardı. Kartpostallara bakan öğrenciler baktılar baktılar ve dediler ki; ‘öğretmenim bu bayan, ne kadar çok size benziyor.’ O kartpostaldaki benim desem, her şey karışacaktı. ‘İnsan insana benzer’ dedim ve olayı öyle kapattım.”

“Ben nereyi gösteriyorsam, sen bayrağı o tarafa kaldır”
Hem mankenlik hem de öğretmenlik yaptığı dönemde, voleybol, hentbol ve yüzme hakemliği de yapan Sargın, futbol hakemliği için seçmeler olduğunu öğrenince, “Bayanlardan futbol hakemi olur mu?” diyerek, Taksim’e gider ver ve seçmelere katılır. Sadece böyle bir şeyin olup olamayacağını yerinde görmek için yola çıkan Sargın, kısa bir süre içinde kendisini yeşil sahalarda bulur. Ertuğrul Bilek ve Hilmi Ok’un hakem hocaları olduğunu belirten Sargın, “ilk gün, 10 bayan vardık. Ertesi gün oldu, 3-4 kişi kaldık. Bir gün daha geçti ve bir baktım tek başıma kalmışım. Hocalar bana çok destek oldu. Sınavlara girdim, erkeklerle koştum, antrenmanlar yaptım. Bir gün bana liste geldi, Maltepe Stadı’nda görevli olduğum yazıyordu. Hemen stada gittim, sahaya çıkacak hiçbir şeyim yok; o kadar hazırlıksızım yani. Bir başka hakem de isim benzerliğinden stada gelince, bana onun kıyafetleri verildi. İlk yan hakemliğimde, kıyafetim erkek hakem arkadaşın kıyafetiydi. Sahaya çıktık, orta hakem bana dedi ki; ‘Ben nereyi gösteriyorsam sen bayrağı o tarafa kaldır.’ dedi. Maçın ilk on dakikası boyunca hakemin çaldığı tüm düdüklerde ben tam tersini gösteriyormuşum. Herkes gülüyor. Ben de seyirci neye gülüyor diye düşünüyordum. İlk 10 dakikanın sonunda olayı fark ettim ve işi düzelttim” diye konuştu.
 “Bayan hakem sayısı artarsa, tribünlerdeki küfür de önlenir”
Evlendikten sonra Mersin’e gelme kararı alınca, 1975’te başladığı futbol hakemliğini, 1982’de bırakmak zorunda kaldığını belirten Sargın, Mersin’e gelme yönünde alınan kararın kendisi için çok zor bir karar olduğunu ifade etti. Kendisinin yönettiği maçlarda küfür ve kavganın hemen hemen hiç yaşanmadığının altını çizen Sargın, “Bayan hakem sayısı artarsa tribünlerdeki küfür de önlenir. Bana ‘papatya’ veya ‘bayan sarı kart’ derlerdi. Bayan haken olmanın en zor yönü ise soyunma odalarında giyinmek ve soyunmak. Erkekleri çıkarıp sonra giyiniyordum. Maçtan sonra da önce ben duş alıp, giyiniyordum. Soğuk havalarda erkek hakemler için benimle aynı maça çıkmak gerçekten çok zor oluyordu. Vefa Stadı’nda bir amatör küme maçındayım. Lise maçlarından tanıdığım bir çocuk da bu maçta oynuyor. Beni daha önceki maçlardan tanıdığı için şımarıklık yaptı. Çektim yanıma, kulağına dedim ki, ‘terbiyeli ol yoksa seni atarım’. 10 dakika sonra tekrar çağırdım ve kırmızı kartı gösterdim. Her işte olduğu gibi futbolda da önce ahlak ve insanlık gelir ya da gelmeli. Ben hakemlik yaparken Lale Orta Dostlukspor’un kalecisiydi. Şimdi FİFA kokartlı hakem. Ben ise FİFA kokartı alacağım bir dönemde evliliği seçtim. Keşke FİFA kokartı aldıktan sonra Mersin’e gelseydim” dedi.
“Kadınların başaramayacağı hiçbir şey yoktur”
Hakemliği bıraktıktan sonra, beden eğitimi öğretmenliğine devam eden Elmas Sargın, öğretmenlik hayatı boyunca öğrencilerini hep spora yönlendirmeye çalıştığını belirtti. Öğretmenlikten emekli olduktan sonra temizlik maddeleri satan bir market açtığını kaydeden Sargın, şöyle devam etti: “Mersin Esnaf ve Sanatkarlar Odası’ndan (ESOB) da takdir aldım. Kadınların başaramayacağı hiçbir şey yoktur. Şöhret olmak için evlerinden kaçan kızlarımıza evlerini hiçbir zaman terk etmemelerini tavsiye ediyorum. İstanbul’da yutulurlar, yok olurlar. Benim öyle bir arkadaşım olmuştu. Anadolu’dan İstanbul’a gelmişti. Bir çetenin eline düştü. Yakışıklı erkekler evlenmek vaadiyle onu kandırdı. Sonu konsomatrislik oldu. Genç kızlarımız öncelikle meslek edinsinler, sonra mankenlik, film artistliği gibi işlere yönelsinler. Bu alana girdiklerinde ise büyük ajanslara yönelsinler, yıllardır bu işi profesyonelce yapan ajanslara başvursunlar.”
|